Su Politikası; Kazananlar Kaybedenler
TÜSİAD ın 2008 yılında su ile ilgili olarak hazırladığı raporda suyun piyasalaştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu rapor ülkemizde ulusal ve yerel ölçekte yürütülen su hizmetlerinin yerli ve yabancı küresel sermayenin taleplerini ortaya koyan önemli bir politik belge niteliği taşır. Bir süredir ülkemizde ve bölgemizde yerli ve yabancı sermayenin suyu ticarileştirme ve piyasalaştırma girişimleri devam etmektedir.
İnsanın yaşam kaynağı olan su için yakın bir tarihe kadar “ticari mal” olarak herhangi bir bedel ödenmiyordu. Kaynağından çıkıp musluklarımıza kadar gelen suyun kendisi için değil, kaynağından musluklara getirmek için yapılan harcamanın ve emeğin karşılığı olan kamusal hizmetin devamlılığını sağlama amacıyla bir bedel ödenirdi. Su bir piyasa malı değildi. Kapitalizmin yarattığı küresel sermaye bir yandan daha önce girmediği coğrafyalara ve ülkemize girmeye çalışırken bir yandan da piyasalaştıramadığı mal ve hizmetleri de kapsamına alma çabasındadır. Bu amaçla da suyun işlenip, paketlenmesi onun piyasa malı olarak alınıp satılması gündeme geldi. Bunun sonucun da su sermaye gruplarının dikkate değer karlar elde ettikleri bir meta haline geldi.
Türkiye de son yıllarda uygulanan küresel politikalarla planlama ve uzun vadeli yaklaşımlar tasfiye edilirken, yerine kamu bürokrasisinin küçülmesi ve etkisizleşmesi , kısa vadeli ve rant yaratıcı anlayış benimsenmiştir. Bu durum uzun vadeli plan programı olmayan , ne yapacağını bilemeyen kamu yönetimi yapılanmasına yol açmaktadır.
Bilgi ve tekniğe dayalı olmayan kısa vadeli planlama anlayışı , doğal ve kıt kaynak olan suyun da keyfi ve kontrolsüz kullanımına zemin hazırlamış , bunun sonucunda kriz oluşmuştur. Su havzalarının bölge ölçeğinde örgütlenme biçimlerinin olmayışı da ayrı bir kriz yaratmaktadır. Su ile ilgili birçok kamu kuruluşu olması ve uzun zamandır birlikte yönetim anlayışının görmezden gelinmesi sorunu daha da büyütmektedir.
Krizin diğer tarafında bulunan yerel halkın payına düşen ise “yüksek su faturaları ile kirlenmiş ve içilebilir niteliğini yitirmiş su” lardır. Ayrıca yerel halkın kendi yöresindeki su yönetimine katılma şansı olmadığı gibi sermaye tarafından “ucuz işgücü” olarak kullanılmaktadır.
Suyun piyasa değeri olan bir meta değil, insanların ve doğanın ortak malı ve tüm canlılar için temel bir hak olduğu benimsenmelidir. Herkes için suyun güvenilir ve yeter düzeyde elde edilebilmesi , hem alt yapı hizmetine erişmeyi, hemde her kesimin ödeyebileceği düzeyde suyun fiyatlandırılması ile mümkündür. “Sudan yararlanmanın bir insan hakkı” olduğunu düşünenler de sorunun teknik değil doğrudan politik bir mesele olduğunun bilinciyle bir an önce harekete geçmelidir.
ŞEHİR PLANCILARI ODASI
SAKARYA TEMSİLCİSİ
OYA ARAPOĞLU
Kaynaklar:
- Planlama Dergisi-2007 sayı 3-4, Küresel Su Politikalarının Şehir ve Bölge Planlama Disiplini Açısından Değerlendirilmesi ,TMMOB SPO Su Komisyonu
- Planlama Dergisi-2007 ,sayı:3-4Türkiyenin Gündemdeki Su Sorunları – TAMER N.G
- Su Politiktir. Su Politikalarının Ulusal ve Yerel Ölçekte Yansımaları KİLİM E,
- Dünya Su Krizine doğru gidiyor, Prof.Dr Zehir C.
- TÜSİAD Türkiyede Su Yönetimi Sorunlar ve Öneriler 2008
Bu Sitenin Tüm Hakları Oya ARAPOĞLU'na aittir. © 2011
Bu Sitenin Tasarımı Lapatya Tasarım Stüdyosu Tarafından Yapılmıştır.

